Tufan sona ermiş, Dünya sıcak bir duş almıştı
Bütün kirler; banyo deliğindeki girdap gibi dolanmış, dağların arasındaki vadilerden en derin çukurlarına akmıştı
Hayat, tekrar nefes almak için iki şaplak yemişti poposuna
Sonra büyük bir çığlık ve kıyamet koparttı gözyaşına,
Ama bu damlalar diğerleri gibi şiddetli değil,
Toprağı okşayan köylü bir çocuğun elleri gibi sefil.

Derken meltemler arasında dolaşan tohumlar serpildi tekrar boş tarlalara
Ve ilk filiz yükselmişti iki kuru taş arasından bulutlara
O kadar heyecanlıydi ki fidan, sanki gökyüzüne doğru yükselen bir balerin gibi dans ediyordu soluksuzca
Kavuşmuştu hiç yok olmayacağını düşündüğü, en sevdiği yeşil kazağına umutsuzca…

Gemi konduğunda Kaf Dağı’nın tepesine
Bütün yaratıklar inmişti eşleriyle ensesine
Lakin iki tanesi yalnız gelmiş dağın busesine
Erkek olanın adı Kedi idi, kadınınkiyse neyse ne!

Kedi her sabah sevgilisini kaybettiği denizin yanına gider,
Ve derin mavilere haykırırdı “Neden aldın sevdiğimi benden! Yeterince doymadın mı diğerleriyle ey kara kader!
Eğer gücüm olsaydı emin ol, ben de toprağı alırdım elinden; ne ayak bırakırdım sana, ne de kol.”

Derken Deniz anladi açgözlülügünü
Korktu Kedi’nin kararlı bakışlarından, çıkardı kendine öğüdünü
Sonra tükürdü vücudundan; sürdü ayaklarına doğru, masum kızın cesedini.
Kedi bayılıverdi görünce o halde olan sevdiğini.

O günden sonra görmek istemedi suyu
Ağlamadı dahi değiştirdi bütün güzel huyu
Her baktığında suya, geri adım attı sessizce
Diğerleri korku sandılar bunu, oysa “nefretti” onun adi edepsizce.

Yürürken bir gün ormanda
Ağlayan bir kadın sesi işitti o anda
O ses öyle güzeldi ki dinleyene; keder veren bir müzik gibiydi gönüle
Kedi sese doğru yürüdü dikkatlice
Kadını gözlemledi çalıların arasından gizlice.

Saklanmıştı çıplak yaratık, yaşlı bir ağacın kavuğuna
Belki de bir melek idi, atılmıştı cennetten yer kabuğuna
Kedi ürkütmemek için kadını
Öksürdü yumuşakça “Miyav” diye ve söyledi adını
Hemen toplandı kadın, kaldırdı kirlenmiş ve bulutlar kadar yumuşak ellerini;
Sildi buğulanmış gözlerini

Öyle güzeldi ki kadın,
Kıvrımlıydı vücudunun dereleri, sanki sürünen bir yılan gibi
Dalınca bakışlarına içerisi derin bir kuyu dibi
Teni kor çöl toprakları kadar bakire
Tadı belli ki ağızda çığlık atar çemkire çemkire
Yavaş yavaş yaklaştı Kedi ve sordu “Sen ki rüzgarın uğultusunu bile susturan güzel kadın,
Neden ağlamaktasın? Nedir derdin ve adın?”
Konuşmadı kadın. Bekledi birkaç saat anlamsızca
Akınca zaman hızlıca
Bozdu sessizliğini kısa bir kelam ile
“Tamam” dedi “Anlatacağım Nuh’tan ayrıldıktan sonra olan biteni”
“Yalnız bil ki bu suskunluğumu bozduran senin sabrın idi”
Sonra anlattı uzun uzun başından geçenleri.

Derken zaman uçtu vakit kustu
Dağlar köpürdü, denizler sustu.
Karınca ile Ağustosböceği bile arkadaş oldu
Kedi ve kadın sevdiler birbirlerini
Karar verdiler birlikte yaşamaya ve kurmaya hayallerini.

Bir gün kadın yine çığlıklar içerisinden
Bağırıyordu kocası tam avda iken
Duyar duymaz koşuverdi evine.

Kadın tam üç cocuk getirmişti dünyaya
Kedi mutlu oldu ve sıçramıştı o sevinçle havaya
Uzun süre her biri için
Düşündüler derin manalı birer isim
Dediler ki “Bilmez kimse onların ruhunu temsil isimlerini
Alacaklar keşfettiklerinde kendi cisimlerini.”

Zaman aktı, kapıları çaldı sıradan bir gün
Açtıklarında şaşırdılar görünce misafiri topyekün
Davet ettiler içeri yorgun görünen bu çocuğu
Oturdular bir sofraya, yediler neredeyse küçük bir kuzuyu
Tanıttı çocuk kendini “Benim adım Gizem. Kayboldum ormanda önce
Sonra buldum işte burayı. Yemeğinizi paylaştınız benimle cömertçe.”

Bu iyilik karşısında bir hediye önerdi Gizem
Fakat kabul etmedi Kedi, düşündü sonra “Ah şimdi ne desem”
“Çok teşekkür ederiz sizin bu güzel önerinize
Misafirlik güzel makam; kabul edemeyiz, ağır geldi biraz bize”
Tam o sırada kapı çaldı birden, irkildi herkes
Kadın gitti kapıya susmadan tokmaktaki ses
“Rahatsız ettim küçük hanım, lakin kaybetim kardeşimi,
Gördüyseniz söyleyin lütfen beni kül eden serzenişimi”
Anladı sonra kadın, kabul etti onu da içeri
Çocuk gördü yemeğin yenildiği yere girince küçük kardeşi Gizem’i
Sarıldılar hemen sanki geçen zaman uzun ve çoktu
Ama kardeşi çok sarmadı onu çünkü büyük bir özlem yoktu
Ardından özür diledi çocuk tanıttı hemen kendini
“Korku’dur adım benim; duracağım dünyada hep, çünkü yaratılışım ebedi”
Oturdular masaya, devam ettiler yemeğe ve sohbete
Derken vakit geç oldu, gitmek istediler evlerine.

Ansızın kapı çaldı tekrar şiddetli mi şiddetli
Gidip kapıyı açtı Kedi, karşısında biri var ki o ne çok heybetli
“Kalmayın kusura, rahatsız ettim bu saatte
Aramaktayım iki çocuk, biri büyük biri küçük. Yalnız çok yaramazdır bunlar bıraktılar beni yine dertte”
Kedi “Buyurun” dedi davet etti içeri
Tanıttı kendini Kudret “Ben onların en büyükleri…”
Isıttı Kedi’nin eşi soğumuş olan yemekleri
Tok olduğu halde yedi hepsinden Kudret, eti ve kemikleri.

Ettiler muhabbet uzunca bir süre
Sevdiler, öptüler patilerini binlerce kere
Sonra atıldı Gizem ortaya “Hani vermek istemiştim ya size bir hediye
İsterseniz önerelim birer isim bu veletlere
Beğenmezseniz kırılmayız, ne dersiniz bu teklife?”
“Evet” dedi Kudret, kuvvetlidir hislerimiz
Güvenin lütfen bize, bizler bu işte mahiriz
Kabul etti Kedi ve eşi bu zarif teklifi
Sonra seyrettiler bu büyük ve önemli merasimi.

Aldı benekli olanı Gizem eline
“Pars olsun bunun adı
Ki onun anlamı;
Orman gibi görünür gizlenir, ama gözle görünmez
Rüzgar gibi duyulur seslenir, ama kulakla işitilmez”

Sonra aldı uzun çizgili olanı Korku eline
“Kaplan olsun bu veletin adı
Ki onun anlamı;
Bilmez nedir korku, dalar en derin sulara
Yakalar hemencecik avını, alıp götürür semalara”

En son Kudret aldı yeleli olanı eline
“Arslan olsun bunun adı, gerek var mı takdime
Sonra yazdı hemen bu küçük yaramaz için bir manzume
– Titretsin gür sesi en görkemli dağları
Parçalasın pençeleri, bölsün ikiye kıtaları
Tek korkusu Güneş olsun, yaklaşmasın ateşe
Eğilsin önünde diğerleri, boyun büksün bu en büyük kardeşe”

Çok beğendi anne baba bu güzel hediyeleri
Konuştular aralarında “Tanrı gönderdi herhalde bu alim melekleri”

Büyüdüler kardeşler, küsünce yıllar zamana
Çekilince denizler göçtüler her biri dört bir yana.

Kimi zaman yakın oldular, döndüler birbiri etrafında Ay, Yer ve Güneş gibi;
Kimi zaman uzak oldular; yanıp söndüler kendi içlerinde ateş, su ve rüzgar gibi.
Ve kimi zaman nefislerinin kölesi oldular, benzediler Sin harfine
Kimi zaman aşkın kulu oldular, oturdular üç nokta gibi Sin harfi üstüne…

Mehmet Gökay Okutucu
Aralık 28

Görsel Kaynak: Ivan Aivazovsky – Dejection of Noah from mountain Ararat https://www.wikiart.org/en/ivan-aivazovsky/dejection-of-noah-from-mountain-ararat-1889

(Visited 49 times, 1 visits today)

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *